Dijital Geleceğe Sorular

E-ticaret, büyüme potansiyeli ve fırsatları ile birlikte; çıkmazlarını ve zorluklarını da sunuyor tüm oyuncularına. Nitelikli e-ticaret, tedarik zinciri yönetimi, fiziksel mağazacılık ile entegrasyon, yetenek kıtlığı, vs. Bütün bunlar; hemen her gün üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız, kafa patlattığımız konular. Ama bazen aynı resme uzun süre bakmak, çözümü görmek için yeterli olmuyor. O ajandayı yavaşça kapatalım, iki adım geri çekilelim ve resme geniş bir perspektiften bakmaya çalışalım. Neler görüyoruz, hangi sorular beliriyor akıllarda? Belki, geleceğe dair bu soruları sormak bugünün gündemlerini de aydınlatır.


Ticaret Bakanlığı’nın 2021 ilk 6 ay verilerine göre e-ticaretin toplam ticaret içerisindeki payı %17,6’ya ulaştı. Bu büyümenin önümüzdeki dönem de hız kesmeyeceği net. Pazar, büyüme potansiyeli ve fırsatları ile birlikte; çıkmazlarını ve zorluklarını da sunuyor tüm oyuncularına. Biraz daha somutlaştıralım hadi. Bugünün e-ticaret liderlerinin ajandasında neler var bir bakalım:

  • Nitelikli e-ticaret: Ucuz mu, kaliteli mi? Alışılageldiği hali ile online’dan alınan her şey ucuzdur algısını kırıp fiyat savaşından değer oyununa geçebilecek miyiz?

  • Tedarik Zinciri Yönetimi: Depolamadan, stok yönetimine, son kilometre sorunundan, hızlı teslimat çözümlerine kadar hem müşterimizin tahammül edemediği bekleme sürelerini minimize edecek hem de verimliliğimizi arttıracak sistemleri/süreçleri kurgulayabilecek miyiz?

  • Mağazalar Oyuna Giriyor!: Sadece dijitalde var olan işletmeler, müşterisini nasıl elde tutacak? Çok kanallı perakendeciler, hem fiziksel mağazalarını hem de online’ı birbirinden beslenir, entegre çözümler sunan bir modele evirebilecek mi?

  • Yetişmiş İnsan Gücü: Hayallerimizi, iş planlarımızı hayata geçirecek nitelikli, donanımlı insan kaynağını nereden, nasıl bulacağız?


Bütün bunlar; hemen her gün üzerinde düşündüğümüz, çalıştığımız, kafa patlattığımız konular. Ama bazen aynı resme uzun süre bakmak, çözümü görmek için yeterli olmuyor. O ajandayı yavaşça kapatalım, iki adım geri çekilelim ve resme geniş bir perspektiften bakmaya çalışalım. Neler görüyoruz, hangi sorular beliriyor akıllarda biraz onları konuşalım. Belki geleceğe dair bu soruları sormak bugünün gündemlerini de aydınlatır, kim bilir?


Yetenek: Yarının yeteneğini yetiştiriyor muyuz?


Son dönem yapılan bir araştırmada CEO’lara "Yeni değer nereden gelecek?" diye soruluyor. Katılanların %83’ü dijital bir iş ya da yetkinlik geliştirerek cevabını veriyor. Aslında “yetenek kıtlığı”nın kök nedeni de bu sorunun cevabı. Hepimiz -bütün sektörler ve iş kolları- dijitalde/dijitalleşerek büyümek istiyoruz. Ancak; bunu mümkün kılacak yetenekli ve donanımlı iş gücüne sahip değiliz. Bu madalyonun görünen yüzü. Peki insan sermayesine yatırım yapıyor muyuz? Yani olmayan bu değeri yetiştirmek, geliştirmek için ne kadar ve nasıl çaba sarf ediyoruz?


Maalesef; bugünün örgün eğitim kurumları yanı üniversiteler bu anlamda yeterli değil. Dijital dünyadaki dönüşüm ve değişimin hızına üniversite müfredatları yetişemiyor. Pratik, gerçek hayatta uygulanabilir bilgilerle donatılmış şekilde mezun olmuyor gençlerimiz.


Burada bir alternatif, şirketlerin mevcut insan kaynağını dijital yetkinliklerle donatması olabilir. Dışardan yeterli sayıda yetişmiş insan kaynağı bulamıyor isek, içeride eğitimler, farklı rotasyon ve görevlendirme kurguları, dijital yeteneklerin koçluğu ve liderliği ile belki zaman alan ama kalıcı ve görece düşük maliyetli çözümler üretilebilir. Pandemi ile yeni düzen iş hayatında ilk uyumlandığımız konu uzaktan çalışma idi. Dijital yetkinlikleri geliştirme de bir sonraki gündem, bunu görebiliyoruz.


Şirketlerin bu konuyu sadece kendi çalışanları için değil, genç beyinleri eğiten bir kamusal sorumluluk misyonu ile yapması da çözümün bir parçası. Yakın zamanda Google, GirVak ve T3 Girişim Merkezi’nin duyurduğu Oyun ve Uygulama Akademisi buna bir örnek. Programa katılan gençler yaklaşık 7 ay süren bir eğitimden geçiyorlar ve programdan iki bin gencin mezun olması bekleniyor. Bu gençlerin bir kısmı Google’da iş imkânı bulurken, bir kısmı da nitelikli insan kaynağı olarak aslında tüm ekosisteme katkı sağlıyor. Benzeri programları birçok büyük kurum yapıyor. Ama yeterli değil, bu çabalar çeşitlenmeli ve teşvik edilmeli.


Amaç: Gitmek İstediğimiz Yer Neresi?


Yetenekli insan kaynağını bulduk, eğittik, yetiştirdik diyelim. Peki bizimle uzun bir yolculuğa çıkmaya nasıl ikna edeceğiz? Bu noktada maaş, yan haklar ve tüm paket; uzun vadeli çalışan bağlılığı için tek başına yeterli olmuyor. Çalışanların, çalıştığı şirketin varlık amacını net olarak bilmesi ve bu amaç uğruna çalışmayı anlamlı bulması, kendini bu amacın bir parçası olarak hissetmesi de gerekiyor.


Bu noktada; insanların kendini adayacağı “amaç” çok para kazanmak, e-ticaret işine girmek, aşırı karlı ya da sektör birincisi olmak olabilir mi? Evet, yatırımcılarımızın beklentisi bu olabilir. Ancak her kurumun yatırımcıları dışında müşterileri, tedarikçileri, çalışanları ve hatta toplum gibi paydaşları da var. Bu paydaşların tümüne hitap edecek ortak varlık amacını belirleyebilmek çok kıymetli.


Bu çeşitliliği anlamak için, organizasyon içerisinde de çeşitliliği yaratmak lazım. Her karar masasında farklı sesler, farklı bakış açıları mutlaka olmalı ve değer yaratma sürecine katkı sağlamalı.


Belirlenen amacın organizasyonun tüm aşamalarında bilinmesi ve sahiplenilmesi de bir diğer başlık. Yine yakın zamanda McKinsey’nin yaptığı bir araştırmada “şirketin amacına uygun yaşıyorum/çalışıyorum” diyen yönetim ekibinin oranı %85 iken; çalışanlarda bu soruya hayır ya da emin değilim diyenlerin oranı %80’in üzerinde. Yani “amaç” dediğimiz şey, yönetim ekibinin bildiği ve sahiplendiği bir PR aracı olmamalı. Çalışanların da bu değerleri içselleştirmesi ve yaşatması için fırsatlar yaratılmalı.


Bu noktada; küresel iklim krizinin de bir sonucu olarak “sürdürülebilirlik” bazı kurumların seçtiği bir varlık amacı değil; her işletmenin sahip olması gereken bir kültür ve uygulamalar bütünü haline geliyor. Bu alanda yetki sahibi bir organizasyon kurmak ve ölçülebilir etki yaratmak sanırım her kurumun öncelikler listesinde var/olmalı.


Hız: Değişime hızla ayak uydurabiliyor muyuz?


Pazar değişken, beklentiler oynak, bazen odaklandığımız bir iş biz üzerinde çalışırken bile eskiyiveriyor. Peki biz bu baş döndüren değişim ve dönüşüme nasıl ayak uyduracağız? Burası da bilinen doğruların çok işe yaramadığı bir alan. Yani bildiğimiz yöntemlerle baş edemeyeceğimiz bir fırtına var dışarda.

Peki neler yapabiliriz? Gözlemlediğim birkaç uygulama örneğini paylaşmak isterim burada da. Öncelikle farklı kolaborasyon tekniklerinden yararlanmak akıllıca olabilir. Yani her müşteri talebini biz kendi kaynaklarımızla projelendirip hayata geçiremeyebiliriz. Ancak; bu talebi ürünleştirmiş bir firmayı ya da çözümünü kendi dünyamıza entegre etmek zaman kazandırabilir.


Diğer yandan ürünleri müşteri ile geliştirmek de çokça uygulanan bir yöntem. Yani her şey hazır/mükemmel olana kadar kapalı kapılar ardında çalışmaktansa kullanılabilir minimum ürünü (MVP-minimum viable product) piyasaya sunmak; kullanan kitlenin yorum ve önerileri ile ürünü geliştirmek/mükemmel hale getirmek mümkün. Böylece tüm müşteri geribildirimlerini ürünü daha olgunlaştırırken almak ve değerlendirmek söz konusu.

Bütün bunların yanında organizasyonların da değişime uyun sağlayabilecek esneklikte tasarlanması; çalışanların farklı uzmanlıkları kendinde barındırabilir bir çeşitliliğe sahip olması da çok kıymetli. Artık hiyerarşik yapıları değil de takım ağlarını konuşuyoruz. Organizasyonları birbiri ile ilişkili iş birimlerinin hızlıca bir araya gelip değer üretebilmesini sağlayacak esneklikte tasarlıyoruz.


Tabi bu birçok seviyeden oluşan bilgisayar oyunu gibi bir dünya. Tam hazırım dediğinizde ortam ve beklentiler bir anda değişiyor; kendinizi yeni bir 'level’ da buluyorsunuz. Bu noktada;

  • değişen talepleri göz ardı etmemek; bilip anlamak, çabuk kavramak; tabiri caizse “gözü açık” olmak şart.

  • bir de “sürdürülebilir hız” kavramına dikkat çekmek isterim. Çita değiliz, maraton koşuyoruz.

Bütün level’ları geçmeden de oyunu tamamlayamıyoruz. Dolayısı ile bu hızlı karar verme ve hareket edebilme çevikliğini bir dönem ihtiyacı değil, organizasyonların dna’ sına işlenmesi gereken bir yetkinlik olarak kodlamak lazım.


Dijital Yetkinlik: Temellerimiz Sağlam mı?


Dönemin ihtiyaçlarına göre her yıl kat çıkılmış derme çatma bir bina geliyor aklıma. Uzadıkça uzamış göğe doğru ama temelleri kaldırmayacak bu çakma gökdeleni, belli.


Bazen o çakma gökdelen gibi kurabiliyoruz işletmemizi. E-ticaret’e girelim diyen bir perakendeci bundan 5 yıl sonra kaç sku’ ya sahip olacağını; günlük ne kadar ziyaret alacağını ya da satış gerçekleştireceğini çok da öngörmeden hızlıca bir online alışveriş altyapısı kuruyor. Gün geçtikçe ve işlem hacimleri arttıkça ise bu büyümeye uyumlanmak zor olabiliyor.


Yöneticilerimiz bir eli ile bugünü inşa ederken, bir eli ile de yeni teknolojilere uyumlanmayı dert etmeli. Bulut çözümlerine yatırım yapmak, datalarını veri merkezlerine taşımak, siber güvenlik altyapıları gibi dünyalar bunlardan sadece birkaçı.


Ekosistem: Sektörün gelişimine yatırım yapıyor muyuz?

Rekabet kavramı ekosistem ile yer değiştiriyor. Eskiden rakip dediğimiz sektör temsilcileri ile bir araya gelip bildiğimiz, biriktirdiğimiz ne varsa paylaşıyor; ortak akılla sektörün daha ileri gitmesini sağlayacak fikirleri geliştiriyoruz. Bu yaklaşımı çok kıymetli buluyorum. Çünkü; içinde bulunduğunuz sektörün büyümesi, içerdeki tüm oyuncuların ortak bir bilinçle hareket edebilmesi sayesinde mümkün oluyor.


Diğer yandan; tek bir vücut olarak düzenleyici kurumlar için yönlendirici olmak da çok önemli. Her sektörün, iş yapma modelini tanımlayan, kural setlerini belirleyen düzenleyici kurumların kendine muhatap alacağı bir ekosistem temsilcisi kurumun olması; müşterisini tanıyan, işini en doğru şekilde yapan partilerin standartları belirleme sürecine dahil olası açısından büyük kazanç.

Nokia; 2007’deki %52’lik Pazar payı ile bir dönem dünyanın en büyük telefon üreticisi idi. 1100 modeli 2003’te tam 250 milyon satmış ve bugün dahil bu rakamı egale edebilen bir marka/model olmamış. Bu dev şirket; zirveye çıktığı 2007 yılından sadece 5 yıl gibi kısa bir zaman sonra Pazar payının %5’lerin altına indiğini görüyor ve geçtiğimiz yıllarda da Microsoft’a bir dönem ulaştığı piyasa değerinin 1/10’una 7,2B USD’ye satılıyor.

Bu büyük yıkımın mimarı CEO’sunun yıllar sonra verdiği röportajda yaptığı açıklama çok manidar. Android-IOS dominansını görememiş, gördüğü noktada da manevra kabiliyeti düşük kocaman bir fil gibi cevap verememiş; değişime hızla adapte olamamış firmanın direksiyonundaki lider “yanlış hiçbir şey yapmadığını, bu yıkımın neden olduğunu anlamadığını” söylüyor.

Nokia CEO ended his speech saying this:
“We didn’t do anything wrong, but somehow we lost.

Bugün büyüyen, dinamik ve çok potansiyelli bir pazarın oyuncuları olarak yanlış bir şey yapmamanın kazanmak için tek başına yeterli olmadığını artık biliyoruz. Pazarı okumalı, geleceği doğru sorularla anlamaya çalışmalıyız. Geleceğe sorulan bu sorular, bugünün sorunlarını çözmenin de anahtarı olabilir.


#ecommerce #eticaret #digitalisation #digital #dijitalleşme #nokia #google #mckinsey #agile

105 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör