Cehennemden Geçerken..

Güncelleme tarihi: 13 Ara 2020

Kriz iyinin ve kötünün berraklaştığı bir dönem. Yani şeker kaplayıp kandıramayız kimseyi. Yıllar içerisinde cilalı imaj çalışmalarındansa kaliteli ve güvenilir bir duruşa yatırım yaptıysanız şanslısınız, bu yatırımlarınızın geri dönüşü sizi bekliyor demektir. Ancak bunlar tek başına yeterli değil. Bu süreçte liderlerden beklenen tıpkı açık kalp ameliyatı yapan bir cerrah gibi işini, şirketini ya da kendini krizden geçirirken; bir yandan da geleceği inşa edebilecek bilgi, birikim, donanım, cesaret ve iyimserliğe sahip olabilmek.




Albert Camus, Veba romanında 1900lerin ilk yarısında Oran kentinde baş gösteren felaketi anlatır. Yazar, olayların başlangıcından zirveye ulaşması ve tekrar normalleşmeye kadarki akışı, farklı karakterlerin süreci ya da yazgıyı kabul etme ve/ya savaşma yöntemlerini, toplumsal ve bireysel ruh hallerindeki değişim, dönüşümü o kadar güzel aktarır ki neredeyse bir yüzyıl sonra içinden geçtiğimiz bu dönemde o satırları okurken dekor ne kadar değişirse değişsin yaşadığımız şeyi anlamlandırmak için birebir olduğunu söyleyebilirim.

Romanın ana kahramanı Dr. Rieux direnişi temsil eder. Anlatılan direniş ise ne başkaldırı ne isyan ne de deliliktir. Aslında sadece gerçeği olduğu gibi kabul edip işini yapmaktır. İşini yapmayı sürdürebilmek, ritmi kesmemektir. 

Benim de geçtiğimiz iki ayda kendi küçük felaketime direnme yöntemim bu oldu sanırım:) Çok okudum, çok araştırdım, çok gözlemledim, çevremdeki insanlarla ailem ve iş arkadaşlarımla çokça konuştum, dünya ile iletişimimi kesmemeye gayret ettim. Ve tabii süreci hem bir anne hem de bir çalışan olarak boylu boyunca yaşadım.  Dönüp baktığımda olanları ve bundan sonra olmasını öngördüklerimi şöyle toparlayabilirim:

Önce: “Uzun sürmez bu, çok aptalca!”

Vebanın ilk günlerinde kitaptaki bir karakterin cümlesi idi bu. Sanırım hepimiz de aynı şaşkınlık ve inkâr sürecinden geçtik. İçten içe korksak da yaşananlar o kadar saçma ve olacağı söylenenler o kadar sürrealdi ki kabul edip dertlenmektense inkar etmek en kolay yöntem oldu. Kaygılarımızı körükleyen birçok sinyal olmasına rağmen felaketle henüz karşılaşmadığımız için büyüklüğü öngörmek ya da aksiyon almakta zorlandık. Sadece bireyler değil büyük işletmeler de “yok sayma” dediğimiz o müthiş rahatlatıcı rehavete bolca kapıldılar, hayatlarını hiçbir şey olmayacak gibi geçirmeye devam ettiler.

Şimdi: Yüzleşme


W.Churchill in bir sözü vardır: "Cehennemin içinden geçiyorsan; geçmeye devam et."

Bu yüzleşme süreci ile ilgili daha iyi bir tavsiye bilmiyorum ben:) Şoka girmek, organizasyonu panikletecek ya da paralize edecek ani kararlar almak ve uygulamaya çalışmak, hiçbir şey yapmamak ya da olması gerekenden çok büyük tepkiler verip sonunu kestiremediğiniz, yıkıcı sonuçları olabilecek keskin işlere girişmek.. Tamamı tehlikeli, tamamı sağlıksız.


Bir adım geriye çekilip yeni ortamı ve şartları anlamak için kısa bir nefes almak önemli. Sonrasında ise en kritik yetkinliğiniz çalışanlarınızın, müşterilerinizin ve yatırımcılarınızın hayatlarını sarsmadan, tabii ki uyumlanarak ve güncel dünyayı iyi okuyarak “devam edebilmek” olmalı. Yani içsel ritim durmamalı.


Burada; hızlı hareket edebilmek için yüklerinizi hafifletmenizde de fayda var. Tüm yanılsamalarınızı geride bırakın, fazla ağırlıkları bir kenara bırakın ve ritme odaklanın.

Ritmi kesmeden, sistemden uzaklaşmadan yapılması gerekenleri yapmaya devam etmek çevrenize güven verecektir. Güven de birazdan bahsedeceğim bir sonraki fazın ana katalizörü bence.

Sonra: Açık Kalp Ameliyatı

İlk sarsıntı ve şokun ardından krizle yüzleştik ve stabilize olduk diyebiliriz sanırım. Çarkların döndüğünü, düşmediğimizi, dağılmadığımızı görmek ve bunu tüm paydaşlarımıza göstermek önemliydi. Çünkü şimdi geleceğe dair bir şeyler söyleme zamanı ve söylediklerinize yaratacağınız inanç, bir önceki dönemde inşa ettiğiniz güven ile doğru orantılı.

Krizin tam da bu aşamasında bir gelecek vizyonunu oluşturmak, neyi nasıl farklı yapacağınızı belirlemek, nasıl bir dünyada nasıl fırsatlar yaratacağınızı hayal etmek ve bunu tüm paydaşlarınıza anlatmak çok önemli.  Zor olan ise hayal ettiğiniz vizyonu tam da krizin içinden geçerken hayata geçirmek. Yani bir kalp cerrahı gibi bir yandan atmaya devam eden kalbi bütün hünerinizle iyileştirmeli ve bir yandan da gelecek yıllara hazırlamalısınız.

Bu süreçte geleceğe yatırım yapan liderlerin iki temel özelliğini gözlemliyorum: Cesaret ve İyimser Olmak.

Cesaret sağ beyin ve sol beyini birlikte kullandığınızda; analitik verileri sezgilerinizi de katarak yorumladığınızda anlamlı ve faydalı olabilir. Yani kastım cahil cesareti değil:) Tabi bunca bilinmezin olduğu bu dönemde sadece makinaların hesapladığı veriler yeterli olmayacaktır. Sezgileriniz ise hem tecrübeniz hem de farkındalık düzeyiniz ile olgunlaşır. Direkt denklemlere girmese bile çevrenizde olup biten her şey, geçmişte benzer olaylara verdiğiniz tepkiler ve bunların sonuçlarını bilmek, biriktirmek, yıllar içerisinde kararlarınızın keskinliğini de arttıracaktır. Kendinizi bu noktada iyi hissediyorsanız durmayın, cesaretle fikirlerinizin üzerine gidin. Krizden fırsat yaratanlar arşivi tam da bu cesaret oyununu akıllıca oynayan firmalarla dolu.

Bu kriz döneminde geleceğe umutla bakan, umutla bakabilmek için çaba harcayan liderleri ve firmaları gördükçe aklıma ünlü yazar Murakami nin en sevdiğim sözlerinden biri geliyor: "Acı kaçınılmaz, ancak acı çekmek opsiyoneldir. (Pain is inevitable, suffering is optional)"


Evet zor zamanlar, evet sağlığımız belki sevdiklerimizin sağlığı, işimiz, belki geleceğimiz top yekün bir tehdit altında. Bu, olayın karanlık yanı. Cehennemden geçerken bunu unutmak, yok saymak, düşünmemek gerçekten mümkün değil. Sadece bu karanlık tablonun hayatlarımıza ne kadar etki edeceğine karar verme hakkına sahibiz. Acı ile kıvranıp felç olmaktansa bugünün fırsatlarını görmek, geleceğe dair pozitif hayaller kurmak daha rahatlatıcı olabilir.

İyileşme sürecinde pozitif kalmak kadar bana umut veren bir diğer ruh hali de dayanışma içerisinde olmak. Geçtiğimiz aylarda çok büyük ya da mütevazi birçok şirketten ya da bireylerden ve sivil toplum kuruluşlarından çok güzel örneklerini gördük dayanışmanın. 21. Yüzyıl için 21. Ders kitabının da yazarı Harari nin bireysellik mi dayanışma kültürünün devamı mı diye sorduğu ve insanlık olarak aslında tek cephede ve bir arada kalmayı başarabilirsek gelecekle baş edebileceğimizi anlattığı Financial Times’taki makalesi oldukça dikkat çekici.

Kriz iyinin ve kötünün berraklaştığı bir dönem. Yani şeker kaplayıp kandıramayız kimseyi. Yıllar içerisinde cilalı imaj çalışmalarındansa kaliteli ve güvenilir bir duruşa yatırım yaptıysanız şanslısınız, bu yatırımlarınızın geri dönüşü sizi bekliyor demektir. Ancak bunlar tek başına yeterli değil. Bu süreçte liderlerden beklenen tıpkı açık kalp ameliyatı yapan bir cerrah gibi işini, şirketini ya da kendini krizden geçirirken; bir yandan da geleceği inşa edebilecek bilgi, birikim, donanım, cesaret ve iyimserliğe sahip olabilmek.



Bu yazıyı beğendiyseniz, yenilerinden haberdar olmak için mail adresinizi aşağıya bırakabilirsiniz;)


#AlbertCamus #Camus #veba #Churchill #Murakami #Harari #Financialtimes #kriz #liderlik

298 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör