Ben Influencer Olacağım Anne!

Güncelleme tarihi: 13 Ara 2020

Hadi itiraf edelim. Hepimiz “influencer” olmak istiyoruz bu ara, değil mi?:) Otorite olmak, güven vermek, tecrübelerimizi paylaşmak ve birilerinin bunları takip ettiğini, bunlara değer verdiğini bilmek yani aslında dikkat çekmek ve izleyici sahibi olmak baya havalı bir durum. Peki hangi olguya denk geliyor, hangi ihtiyacı besliyor bu kavram? Etkilediğin insanlar mı yoksa etkileme çabası mı günümüz ekonomisinin ana itici gücü?



Türkiye’nin en güvenilir ünlüsünün Seda Sayan seçildiği yılı hatırlar mısınız? 2000lerin başı idi sanırım. O yıl bulaşık deterjanından, ev dekorasyonuna, emlaktan, giyim markalarına onlarca firmanın ürününü Seda Sayan’ın ağzından dinlemiştik. Hepimiz tv, radyo ya da basılı mecralardan hayatı takip ediyorduk ve bu mecralarda Seda Ablamız o tok sesi ve güven veren duruşu ile bize bir şeyler tavsiye ediyordu. Çok etkili olmalı ki, bu reklamların ardı arkası kesilmedi uzun bir süre. “Güvenilir” sanatçılar ve topluma mal olmuş ünlülerden dinledik en iyi, en kaliteli, en ucuz, en avantajlı ürünleri.

Deneyim Ekonomisine Giriş

1999’ da iki Amerikalı akademisyen B.Joseph Pine ve James Gilmore’un kaleme aldığı “The Experience Economy” kitabı deneyim alışverişini; tüketici gelişim sürecinin ham madde, ürün ve servis alışverişinden sonra gelen 4. aşaması olarak anlatır. Çok basit bir örnekle; çocuğuna doğum günü yapmayı planlayan bir annenin malzemeleri alıp pastayı kendi yapmasından; hazır pasta sipariş etmesine; oradan da bir organizasyon şirketi ile anlaşıp doğum günü partisi ayarlamasına doğru giden bir tüketim yolculuğu.

Özel gün organizasyonları, tema parkları, deneyim-kültür turları, festivaller vs. deneyim ekonomisinin türettiği ürünler. Tabi bu ürünlerin tanıtımı da geleneksel yollarla olmuyor. Güven veren bir otorite kadar ve hatta daha fazla o deneyimi yaşamış, hikayesi ile anlatan, gerçek, bizden kişiler ön plana çıkıyor.


Sanırım bu türün ilk örneği bloggerlar. Çok Gezenler Kulübü ’nü hatırlıyorum mesela, ya da Butik Oteller Rehberi ’ni. Benim düzenli takip ettiğim ve seyahatlerimi planlarken mutlaka ziyaret ettiğim bloglardı bunlar. Bir otelin reklamı değil de, o otelde kalmış kişilerin deneyimleri idi asıl çekici olan da.

Multi medya destekli telefonların artması ve sosyal paylaşım ağlarının hayatımızın ortasına yerleşmesi ile bu blogger kavramı influencer’ a döndü diyebiliriz sanırım. Tabi birkaç değişimle; blog yazmak bayağı zahmetli, ön hazırlık ve birikim gerektiren bir iş iken; post atmak çok daha anlık ve dürtüsel. Dolayısı ile herkes blogger olmaz/olamazken; otantik bir konsept yakalayan, hatta yakalamasa bile cesareti ve özgüveni olan herkes “influencer”.

Dikkat Ekonomisi

Bu öyle bir statü sembolü haline geldi ki; influencer olmak mevcut birikimin bir sonucu iken, artık birçok insan için var olma amacı. Dolayısı ile daha çok izleyici sahibi olmak, daha çok dikkat çekmek için harcanan çaba ve hatta para başlı başına bir ekonomi artık. Yani deneyim yaşamak için seyahat etmek yerine, gidilen yerlerde turistik mekanların önünde pozlar verip daha çok izleyici toplamak için seyahat eden bir kitle oluştu. Spor kıyafetlerini rahat spor yapmak için değil de, spor yaparken dikkat çekici gözükmek için alan kişiler olduğu gibi.

Sosyal e-Ticaret

Tabi bu çaba boşuna değil. Dikkatleri üzerine çekmenin verdiği manevi hazzın yanında, bir de bu işin ticaretini yapabiliyoruz malumunuz. Belirli bir izleyici grubuna ulaşır ve belirli bir konuda uzmanlığınızla, birikiminizle kitlenizi etkileyebilirseniz; bu alandaki birçok markanın yeni iletişim aracı haline gelebilirsiniz.

Evet, madalyonun diğer tarafında markalar var. Bir ürünün tüketicisine ulaşması için sosyal medya fenomenlerinin etkisi tartışılmaz. eMarketer’ in tahminlerine göre Çin’de toplam e-ticaret pazarının %11,6’sı sosyal medya üzerinden geliyor. Tayland’ta bu oran 1/3 seviyesinde. Yani uzak doğu ülkeleri bu pazarda daha hızlı ilerlemiş. Temel nedenini kavramak zor olmasa gerek. Bir kere sosyal medya üzerinden satış demek, kendi e-ticaret platformundan herhangi bir pazar yerine gerek kalmadan, direkt satış demek. Bu da değer zincirindeki halkalardan birini kaldırmak anlamına geliyor, yani daha karlı. Pazarınız da uzak doğu ülkelerindeki gibi daha genç ve teknolojiye yatkın ise mükemmel fırtınayı yakalıyorsunuz.

Bu öyle bir iletişim aracı haline geldi ki tıpkı eski ünlü ajansları gibi influencer’ların kayıt olduğu; markaların da kendi hedef kitlesine/değerlerine uyumu, uzmanlığı, takipçi sayısı, etkileşim yoğunluğu vs gibi kriterlerle aradığı influencer’ı bulabildiği ajanslar bile var. FOHR bunlardan biri.

Influencer’dan Düşünce Lideri Olmaya

Peki çok takipçiye sahip olmak yeterli mi? Birkaç yüzbin kişi siz izliyor diye önerdiğiniz her saç kremi satın alınır ya da her restorana gidilir mi? Bence olması gerekenden daha hızlı büyüyen bu dünya da şu an dengelenme ve rayına oturma sürecinde. Son dönemin en çok konuşulan belgesellerinden biri olan Social Dilemma ’da bahsedildiği gibi sosyal medyada yanlış bir bilginin yayılma hızı, doğru bilginin tam 6 katı. Manipüle edilmiş platformlarda, manipüle edilmiş bilgilere maruz kalıyoruz. Maalesef olanı değil, görmemizi istediklerini görüyor, hissetmemizi istedikleri gibi hissediyoruz.



Ancak; bu da bir sır değil. Bu farkındalık; yavaş yavaş insanları sosyal platformlarda daha seçici olmaya; her duyduğuna her gördüğüne değil de belirli bir referansı olan, birikimi ile güven yaratan, sergilediği yaşamı ile önerileri/tavsiyeleri örtüşen kişileri önemsemeye itiyor. Birini çok takipçisi olduğu için değil, önerdiği şey her neyse onu kendi yaşamının içinde samimiyetle kullandığı için ciddiye alıyoruz.

Yani “etkilemek” bir amaç değil, bir sonuç oluyor. Ancak öyle olursa dikkate, izlemeye değer bulunuyor.

Bugünlerde deneyim ekonomisinin COVID-19 sonrası izole dönemden ne kadar etkilendiğini, birçok etkinlik firmasının batma noktasına geldiğini konuşuyoruz. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre virüs etkilerinin en yüksek olduğu dönemde önceki yıla göre konaklama sektörü %80, seyahat-taşımacılık %76, havayolları ise %75 oranında küçüldü. Diğer yandan dikkat çekmek ve daha fazla izleyiciye sahip olmak için harcanan efor ve bütçeler değişen dönemin yeni pazarı haline geliyor. Hangi etki hangi tepkiyi doğurdu bilinmez ama hayatımıza giren yeni teknolojiler, yeni kısıtlar ve dinamiklerin kendi pazarını yarattığı ve tüketim sürecinin sonsuz ve sınırsız devam ettiği değişmeyen gerçeğimiz.


#influencer #influencereconomy #experienceeconomy #attentioneconomy #socialmedia #socialcommerce #socialdilemma #opinionleaders #bloggers

159 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör