Başıma Bir İş Gelmeyecekse..

2020’nin kazandırdıklarından konuşalım diyorum. Evet, zor bir yıldı. İnsanın sevdiklerinin sağlığı için endişelenmesi ya da kaybının üzüntüsü yaşayabileceği en kötü travmalar sanırım. Bunun yanında korku, merak, tedirginlik, endişe, hüzün, çaresizlik, gerilim ve hatta stres, depresyon, tükenmişlik hissi de eksik olmadı bu yıl. Bir tercih hakkımız olsa yaşamamayı seçerdik sanırım. Ama olmadığına göre ve bir şekilde içinden geçtiğimize göre dönüp o kasvetli yılın getirdiklerini de hatırlasak ne kaybederiz? Biraz pozitif düşünce belki yeni yılı da daha umutla karşılamamızı sağlar.


Asla "Asla" Deme!


Ne kadar zorlanıyor olsak da insanın problemlerle başa çıkma, yeniliklere uyumlanma ve hayatta kalma yeteneği takdire şayan. “Asla olmaz!”, “Mümkün değil!” dediğimiz ya da “Biliyor musunuz bundan 30 yıl sonra iş ortamları şöyle olacak, çalışma hayatı böyle olacak” diye yarı merakla biraz da ürkerek birbirimize anlattığımız dünyaları kapımızda bulduk bir sabah. Müthiş oturdu üzerimize diyemem ama geleni de buyur ettik hayatımıza, öğrendik birlikte yaşamayı. Bugün belirli işler için bilgisayar ve internet bağlantısının olduğu her yer ofistir diyebiliyoruz. Hemen hemen her iş için hem uzaktan hem ofiste hibrit çalışma modellerinin son derece uygulanabilir olduğunu biliyoruz.


Dijital de Oluyormuş


Sektörlerin dijital dönüşümüne şahit olurken belki de adaptasyonun önündeki en büyük engelin kullanıcı deneyimi olduğunu görüyorduk. Bu keskin geçişle biraz bocaladık, ama en büyük yol da burada kat edildi. Elektronik alışveriş deneyimi iyileşti, uzaktan bankacılık artık daha kolay, özellikle rutin ev alışverişi için markete gitmeye hiç de gerek olmadığı anlaşıldı, birçok sektörde -düzenleyici kurumların da inisiyatif alması ile- kağıt evrak, imza, yüz yüze başvuru vs. gibi süreçler komple hayatımızdan çıkıyor. Yani dijital dünya bir bilinmez ya da belirli bir zümrenin “hobisi” iken her kesimden insanın rahatlıkla kullanabileceği bir "çözüm seti" oluyor. Dolayısı ile bu dünyanın avantajları da genel kullanıma açılıyor.


Kendini Sev!


Bir iş kadını olarak bu yıl mesai kavramını tamamen kaybettiğimi; çalışma saatlerinin tüm haftaya/güne yayıldığını, hayatı dengeleyeyim diye yemek yaparken toplantılara girdiğimi, ütü yaparken sunum dinlediğimi inkar edemem. Ancak şunu da gözlemledim; orda burda koştururken yediğim saçma şeyler hayatımdan bir nebze de olsa çıktı. Evde, ev yapımı yemeklerle, biraz da “bağışıklık sistemini güçlü tutmak endişesi ile” daha sağlıklı beslendim.



Spor yapmak için salonlara gitmeye; öncesi ve sonrası ile 45 dk antremana 3 saat harcamaya gerek olmadığını anladım. Evde sıkıntıdan çok kilo alır mıyız derken, çevremdeki birçok kişinin düzenli beslenme ve egzersizle daha “fit” olduğunu gördüm. Modern hayatın koşuşturmacasında belki de arka plana attığımız kendimizi dinlemek, ihtiyaçlarımıza cevap vermek ve dahi kendimize özen göstermek de ne kadar iyi geliyormuş, hep birlikte tecrübe ettik.


"Ev"in Yolunu Bulmak


Sanırım oğlumla ilk defa bu kadar uzun süreler birlikte olduk. Uzun mesailer ve seyahatler yüzünden otel gibi kullandığım evimin ve evde olmanın ilk defa keyifli yanları da olduğunu gördüm. Neredeyse bütün yazımı -çok uzun bir aradan sonra- ailemin yanında geçirebildim. Yakın coğrafyada, memleketin ne şahane doğal güzellikleri olduğunu ve bizim burnumuzun dibindeki bu güzelliklere çoğu zaman burun kıvırıp daha azı için uzak diyarlara gitmeye ne çok heves ettiğimizi farkettim. Modern hayatlarımızda kalabalıklar içerisinde gittikçe yalnızlaşıyormuşuz. “Yakın çevre” ile bağları güçlendirmek, onların varlığından güç almak ve onlara varlığımızla güç vermek ne kadar insani ve kıymetli imiş, anladım.



Eski hayatımı çok özlüyorum. Bir vadede, bir şekilde hayatımızı kısıtlayan her şeyin ortadan kalkacağına; belki yeni bir düzlemde ama daha özgür ve daha güvenli bir yaşamın kurulacağına inanıyorum. Bu olana kadar da çaresizliklerimizi besleyip büyütmek yerine, her zorluğun bizi daha da güçlendireceğine olan inancımı tazelemeyi tercih ediyorum. Spor yaparken aslında kaslarımızda küçük yırtıklar(travmalar) oluşturuyoruz. Vücudumuz bu yırtıkları onararak kasları güçlendiriyor. Yani travmalar olmadan gelişim olmuyor. Travmalarla dolu koca bir yılı geride bırakıyoruz. Üzüntülerimizi, acılarımızı, korku ve endişelerimizi yadsıyamayız. Ama onlar sayesinde büyüyoruz, bunu da cebimize kolayım. Dünyayı kasıp kavuran bir pandemi yaşamış ve göğsüne gazi nişanını takmış bir nesil olarak umarım her şey bittiğinde daha iyi bireyler, daha iyi toplumlar, daha insani çalışma ortamları ve iş koşulları ile daha yaşanabilir bir dünyaya uyanırız.



146 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör